İçeriğe geç

اَلْعَجْزُ عَنِ الْإِدْرَاكِ إِدْرَاكٌ itirafı, muhit olanın yetersizliğini ve farz-ı muhal Muhat’ın da kabil-i idrak olmadığını ifade adına enfes bir beyandır ki, bu mazmun مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ sözleriyle fevkalâde güzel seslendirilmiştir.

Evet, mutlak var olan O’dur.. en doğru gerçek de O’nun varlığını itiraf ve birliğini ikrardır. O’nun mârifetinin “elif-be” şeklindeki mebâdîsi, iman, islâm hakikatine ve ihsan şuuruna ulaşmak; ulaşırken de, böyle mübarek bir hedefi gerçekleştirmede, bütün feyizlerin ve bereketlerin asıl kaynağı olan hedefin dışındaki tâli besleyicilere asla iltifat etmeden, hedef ve kaynak eksenli olan sülûkü devam ettirmek ve her gün yeni bir tulû ümit ve iştiyakıyla hep O’na yönelmek ve her tulûda yepyeni bir vuslat neşvesi duymak; bütün bunların netice ve müntehâsında da, O’nun esmâ, sıfât ve şayet, O’nun gücünün gölgesi olan iradelerimizin hakkını vererek güç yetirebiliyorsak, Zât’ının esrarına vâkıf olmaktır.

Lütfiye-i Vehbî’de bu mülâhazalar şöyle seslendirilir:

Sa’y edip ârif-i billâh ola gör;
Nail-i mârifetullah ola gör..!
Çün “en u’raf” dedi Hazreti Vedûd,
Mârifettir dû cihanda maksûd.
Mârifet, zînetidir insanın,
Pes olur mertebesi nâdânın.
Mârifet devlet-i ruhanîdir,
Mârifet eltâf-ı rabbanîdir.
…………………………………
Ol senin olacak ey ruh-u revân,
Hep senin olmuş olur iki cihân…

Tasavvuf kitaplarında kudsî hadis diye rivayet edilen şu mübarek sözler bu konudaki bütün şerhlerin, izahların esası mahiyetindedir ve bize oldukça ciddî ipuçları vermektedir:

133