İçeriğe geç

Bu ölçüde hedefe kilitlenen bir hak yolcusu, hem teveccühünde hem muhabbetinde hem de müşâhedesinde her zaman tefridin vâridâtını duyar; matlûbunda, mahbûbunda, meşhûdunda tam birlik neşvesine erer; erer de talebinde, aşk u muhabbetinde, şuhûdunda bütün benliği ile tevhide yönelir ve kalbî, hissî, şuurî dağınıklıktan kurtularak kesrette vahdet kevserleri yudumlamaya başlar; başlar ve kasd u teveccüh mertebesinde sürekli bir iştiyak u ataş hisseder; muhabbet mertebesinde mahv u telef dalgaları arasında erir-gider; şuhûd zirvesinde de ağyârdan bütün bütün sıyrılarak “bî kem u keyf” yâr harîmine mahrem olur.

İkinci derecede bir tefrid sâliki –ki bu da “tefrîdü’l-işareti bi’l-Hak” cümlesiyle özetlenmiştir– akdes ve mukaddes feyizlere mazhariyetini veya daha yerinde bir ifade ile “memerriyetini” –eğer mazhar olduğu lütufları bizzat temsil ediyor vehmiyle fahre ve gurura girmezse– duyar ve sürekli hamd ü senâlar ile gerilir ki, bu makam, insan-ı kâmil olma esrarını ve Hazreti Hakk’a mükemmel bir ayna hâline gelme mazhariyetini izhar makamıdır. Hassan b. Sâbit’in:

وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَت۪ي……وَلٰكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَت۪ي بِمُحَمَّدٍ2
198