“Ben, bana ait sözlerle Hazreti Muhammed’i medh ü senâ etmedim; ben (O’nun nâm-ı celîlini sözlerime mevzu edinmekle) kendi ifadelerime O’nunla övünülebilirlik kazandırdım.” mısraları bu vetireye ait mülâhazalara ne hoş ışık tutar! Böyle bir lütfu gürül gürül ifade edip haykırmak ise, وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ“Şimdi gel Rabbi’nin nimetini yâd et ve haykır!”3 ilâhî fermanının gereğidir. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun: “Ben, Hazreti Âdem evlâdının efendisiyim.. ben, mahşerde ilk haşredilecek olanım.. ilk şefaatçi ve şefaatına müsbet cevap alacak olan benim…”4 kabîlinden şerefsudûr olmuş sözleri ve ashab-ı kirâm efendilerimizin “tahdis-i nimet” nevinden bu tür beyanları, hep bu makama ait mazhariyeti ifade sadedinde söylenmiş iftihar televvünlü Hak ihsanlarını ilan soluklarıdır ki, aslında böyle bir mazhariyet, söz konusu mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî kahramanlarının irfan eşikleri sayılır.. bunun ötesindeki tefrid mertebesi ise, ikinci derecedeki tefrid sâliklerinin, mârifet ufuklarına ait ayrı bir enginliğe bakar ve bize erişilmez bir aşkınlıktan gizli imalarda bulunur.
Dipnotlar
- 3 Duhâ sûresi, 93/11.
- 4 Müslim, fedâil 3; Ebû Dâvûd, sünnet 13; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/540.