İçeriğe geç

Farklı bir vazifeye atanan, vazifeli olarak farklı bir beldeye gitmesi istenen kimselere düşen vazife ise meseleye hüsnüzanla yaklaşmak, kendilerine gelen teklifi saygıyla karşılamaktır. Eğer böyle yapmaz da, “Beni tedip etmek için buradan uzaklaştırıyorlar. Hâlbuki ben burada hazır bir zemin oluşturmuştum. Burada daha yararlı olacaktım. Gittiğim yerde bu ölçüde verimli olamam.” gibi düşüncelere girerlerse, meseleyi kendi hesaplarına göre tek taraflı değerlendirmiş olurlar. Zira bunların durumu onlara kapalı olduğu gibi, onların durumu da bunlara kapalıdır. Kimse kimsenin niyetini, düşüncesini, kalbinden geçeni bilemez. Bu sebeple hüsnüzan mümkün olduğu sürece hüsnüzan etmekle memuruz. Verilen vazife hakkında olumlu düşünürüz. Zahirde tenzil-i rütbe gibi görünen yerler için dahi makul bir kısım mahmiller buluruz. “Demek ki gideceğim yerde bir ihtiyaç var ki beni oraya düşünmüşler.” der, tereddüt etmeden yeni vazifemize gideriz. Yani biz, bize düşeni yaparız. Eğer meselenin ardında farklı bir kısım mülâhaza ve garazlar varsa, onu Allah’a havale ederiz. Yoksa herkesin kendi şahsî mülâhazalarına göre vazife beğenmesi/beğenmemesi, idareci durumundaki heyetlerin elini kolunu bağlar, vazife taksimi yapmak, sağlıklı bir mekanizma kurmak imkânsız hâle gelir.

165