İçeriğe geç

İslâm’da idarecilik ve yöneticilik talebi hoş karşılanmamıştır. Mesela Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), vazife talebinde bulunan Hz. Ebû Zer ve Hz. Abbas gibi sahabilerin bu isteklerini reddetmiştir. Hz. Pîr de ‘tâbiiyet’in, sebeb-i mesuliyet ve hatar olan ‘metbuiyet’e tercih edilmesi gerektiğini ifade eder.95 Başarılı olabilecek, iyi iş yapacak kabiliyetli insanların öne çıkarılması, onlara fırsat verilmesi bir esas olmalıdır.

Evet, bir insanın kendi adına amirlik, idarecilik talep etmesi dinimizce hoş karşılanmamıştır. Ancak bu genel disiplinin bazı istisnaları vardır. Mesela önemli bir vazifeyi hakkıyla deruhte edebilecek başka birinin olmadığı yerde insan, Hz. Yusuf gibi, اِجْعَلْنِي عَلَى خَزَٓائِنِ الْأَرْضِ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ “Ülkenin malî işlerinin başına beni getirin. Çünkü ben “hafîz”im (milli serveti korurum, emanete hıyanet etmem); “alîm”im (işletme ve yönetimi iyi bilirim).”96 diyebilir. Aynı şekilde, bazı vazifelere gelmeden rahat bir şekilde dinini anlatmasına imkân verilmiyordur. Bu takdirde mesela o, bir caminin kürsüsünü, minberini, mihrabını tutarak oradan insanlara hak ve hakikati anlatmayı talep edebilir. Bir Kur’ân kursu öğretmenliğine talip olarak, orada talebelere Kur’ân’ı ve dinî hakikatleri öğretmeyi düşünebilir.

Kısaca insan bir vazifeyi isterken vicdanını hakem tutmalı ve kendisine şu soruları sormalıdır: ‘Ben bu vazifeyi hakikaten Allah için mi istiyorum yoksa prestij ve itibar kazanmak veya dünyevî bir kısım çıkarlar elde etmek için mi?’ Herkes kendisini buna göre tartmalı ve atacağı adımları da buna göre ayarlamalıdır.

168