Suç işlemedim. Bana isnat edilen suçların hiçbirisini; ama hiçbirisini işlediğime inanmıyorum. Vatana ve millete, devletin sunduğu maddî-mânevî imkânlarla yaptıkları hizmetler ile övünüp, “Ben, ben…” diye diye etrafta dolaşanlardan çok daha fazla bu milletin, bu vatanın varlığına, birliğine, bütünlüğüne, bugününe ve yarınına hem de devletin o imkânlarına sahip olmadan hizmet etmeye çalıştım. Ziya Paşa “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” diyor. Sözü uzatmaya gerek yok, yapılan işler ortada. Önce Allah’ın lütfu ve inayeti, ardından milletimin samimi, fedakâr, hasbî insanlarının insanüstü gayretleri ile gerçekleştirdiği, dünyanın dört bir yanına dağılan ve tarihte eşine az rastlanır cinsten, başta eğitim ve öğretim olmak üzere hayatın değişik alanlarındaki faaliyetler meydanda. Ama bunları tek başıma ben yapmadım; zaten ne dün, ne de bugün ancak şeytana yakışır böyle bir iddiada bulundum, yarın da bulunmayacağım. Bu işler devletime danışılarak ve devlet büyüklerinin teşvikleri ile yapılmaya çalışıldı. Bundan emin olabilirsiniz. Defalarca ifade ettiğim gibi, önünde bin bir barikat, geleceğine doğru yürüyen bu milletin yüzünü ak, alnını açık edecek bütün bu işlerde benim rolüm, milletimin bana verdiği hüsnüzan kredisini yine onlar hesabına kullanmaktan ibaret oldu.
Her bir kuruşunda vefakâr halkımızın alın teri bulunan devlet imkânlarını suiistimal edenlerin elini kolunu sallayarak dışarılarda dolaştığı, skandal skandal üstüne adı her türlü yolsuzluk, hilekârlık, düzenbazlık, sahtekârlık vb. şeylere karışanların el üstünde tutulduğu bir yerde, benimle alâkalı bu davanın neticesi kamuoyu vicdanında beraat olarak bekleniyordu. Kararı verenler işin aslını daha iyi bilirler; ama davanın açılmasıyla yaralanan, yıllardan beri sürüncemede kalmasıyla da yarası derinleşen kamu vicdanı, ancak bir beraat kararıyla tatmin olabilir, yarasını iyileştirebilirdi.