İçeriğe geç

Meseleye bu zaviyeden bakarsak, idbar dönemi Müslümanlarının, küfür düşüncesi ve temsilcileri karşısında ezilmeleri ve hırpalanmaları neticesinde metafizik gerilimlerini sürekli canlı ve sağlam tutma avantajları vardır. Bu avantaj onları ister istemez inşa faaliyetleri içine sürükler. Bana göre sıfırdan inşa etme, inşa edilmiş ve dayanıp döşenmiş bir yerde kalmadan daha zevklidir. Onun kendine has ayrı bir huzuru ve ayrı bir mutluluğu vardır. Hani Âkif der ya:

Gül devrini görseydim onun, bülbül olurdum,

Ya Rab! Beni evvel getireydin ne olurdu!

Bu, inşa edilmiş bir mekânda oturma talebidir. Gerçekten o dönemde gelseydik, Âkif’in dediği gibi, sadece bülbül olurduk. Ama ben diyorum ki, “Ya Rab! İyi ki bu dönemde geldik.” Çünkü inşada yer alma, bülbül olmadan daha iyidir; daha iyidir, zira inşa yolunda koşturuyor olma, insanı sahabilerle aynı safa koyar.

Meselenin bir diğer yanı da var: Allah, Adil-i Mutlak’tır. Her dönem için takdir buyurduğu avantajlar ve dezavantajlar vardır. Onun için hâdiselere tek taraflı bakıp hüküm vermek veya temenniler içinde bulunmak çok doğru olmayabilir. Ben zannediyorum, tarihte yaşadığımız en muhteşem dönemlerimiz bile gerek ferdî, gerek ailevî ve gerekse düvelî (devletler arası) plânda bugünden daha tatlı değildi. Kanunî, cihan hükümdarı olduğu dönemlerde, kim bilir belki de sabah akşam kan kusuyordu. Bizim belki yüz tanemizin birden çektiği sıkıntıyı, o tek başına yaşıyordu. Ordu-yu Hümayun’da bulunan askerlerimiz cephelerde sınırlarımızı koruma adına hırz-ı can ediyor ve ölüyorlardı.

Soru: Bütün bu açıklamalara rağmen bizim “Ben neden ikbal değil de idbar döneminde yaratıldım?” sorusunu sormaya hakkımız var mı?

131