İçeriğe geç

Bununla beraber Hz. Âdem’den bu yana olan/olması gereken bu iken bazıları kendilerini salmış, Mefisto’ya teslim olmuşlar. Ne şeytanla, ne de şeytanî düşünce ve temsilcileri ile mücadele etme azim ve cehdleri yok. Hâlbuki küfür ve ilhad karşısında yılmamak, ümitsizliğe düşmemek gerektir. Uhud’da Ebû Süfyan’ın söylediği gibi: اَلْحَرْبُ سِجَالٌ7. Kur’ân da, وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ“Zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz.”8 buyuruyor. Âyette ihtiyar buyrulan “tedâvül” kalıbıyla, dairevî bir duruma işaret ediliyor. Herkesin kapısı çalınıyor; bazen bir muştu, bir bişaretle, bazen de şeâmetle. Bazen içeriye uğursuz bir ses, bazen müjde yayılıyor. Ve bu durum, insanlığın ilk gününden bugüne kadar hep böyle, hiç değişmeden, devam edip geliyor.

Bu zaviyeden etrafımıza baktığımızda ümit-bahş olan şeyler de var, endişe-âver olanlar da… Kir de var, nur da… Levsiyât da var, tayyibât da… Beraber, iç içe akıyor hepsi. Bu durumda biraz iyiye bakmak, iyiyi görmek, iyi ile müteselli olmak, kuvve-i mâneviyemizi kırmamak gerek. Yararlı olan bakış açısı budur. Kötüye gelince, ona karşı da tedbir almak, teyakkuza geçmek, Kur’ân’ın tabiriyle خُذُوا حِذْرَكُمْ“Tedbiri elden bırakmayın!”9 çizgisinde bulunmak lazım.

Soru: Kader plânında Müslümanların galip olduğu dönemlerde yaşayanlar, idbar dönemlerinde yaşayanlara nispeten daha şanslı denebilir mi?

Cevap: Hayır. Gerçi onların emin bir zeminde, günahlardan uzak, zararlara maruz kalmadan yaşama avantajları vardı; fakat bu, aynı zamanda kendini rahata salmanın, gevşemenin, metafizik gerilimi kaybetmenin sebebi de olabilir. Bu açıdan, o dönemde yaşama, dezavantaj sayılır.

130