İçeriğe geç

Ayrıca, insan imanını mârifete çevirme gayreti içinde olmalı, inanmayı tabiatına mâl etmeli. Eğer iman, tabiatınızın bir derinliği hâline gelmişse, onunla Cennet’e gidebilirsiniz. Zevk-i ruhânîden nasibiniz çok az olsa da, şevk ve iştiyakınız eksik kalsa da, iman içinizde oturaklaşmışsa yine Cuma yamaçlarına ulaşabilirsiniz. Önemli olan, Allah’la irtibatınızdır; eğer O’nsuz edemiyorsanız, O’nu andığınız zaman burnunuzun kemikleri sızlıyorsa, “Amaaan! Sensiz bir ânım bile geçmesin!” diyebiliyor ve O’nsuz dakikalarınızı cansız, bereketsiz görüyorsanız, başkaları gibi ağlayıp sızlayamasanız, içinizi dökemeseniz, şevk u iştiyak yaşayamasanız, keşif ve keramete mazhar olamasanız da asıl elde edilmesi gerekeni yakalamışsınız demektir. Hatta geceleri kalkıp alnınızı yere koysanız, saatlerce bir üns esintisi bekleyip dursanız, bir mevhibe-i ilâhiye arasanız, açılma ve doya doya içinizi dökme isteğiyle çırpınsanız, fakat O, size aradığınızı vermese ve hiçbir şey hissedemeseniz, yine de o seccadede bulmanız gerekeni bulmuş sayılırsınız. Vermek ya da vermemek O’nun murad-ı sübhânisine bağlıdır ve en büyük ihsân-ı ilâhî, ihsan ve ikramını hissettirmemektir. Size düşen, meseleyi bu şekilde değerlendirmek ve zevk ya da vecde değil, O’nunla irtibatınızın kuvvetine bakmaktır. Evet, zevk ve vecdleri tatmadan, keşif ve kerametlere mazhar olmadan yaşayıp ölmesine rağmen Cennet’e giden çoktur; ama imansız Cennet’e giren hiç yoktur.

357