Bu sözlerimin mânâsı da, “Tarlalarınız başak salmasın, işleriniz hiç tutmasın, her şeyiniz ters gitsin, sa’yiniz hebâ olsun.” demek değildir. Ben, Allah rızası hesabına yapılan işler için dünyada karşılık beklememek ve dünyevî mükâfat istememek gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Hele halis ubudiyetlerde, yani temeli tamamen taabbüdîliğe bağlı amellerde, Allah korusun, dünyaya ait küçük bir istek aklınızdan geçiyorsa, “Şu namazımı kılarken şöyle bir huzur duyayım, zevk u şevkle coşayım” diyorsanız ve bir de onun ötesinde şirk sayılan “Başkaları da, huzur nasıl olurmuş bir görsünler; nasıl secde edilirmiş benden öğrensinler” şeklinde düşüncelere giriyorsanız, Kâbe’nin etrafında dönerken Lât’a, Menât’a temennâ çekiyorsunuz demektir. Bu çok hassas bir konudur. Allah’a kulluk ve namaz, Allah’tan gayrı her şeyden kalbin ferâğını, masivânın gönülden atılmasını gerektirir. Şayet kalbinizde mâsivâya yer varsa, başka şeyler orada civciv yapıyorsa ve siz şöyle böyle onlarla meşgul oluyorsanız, mihrabın dışında başka bir yöne dönüyorsunuz demektir.
Sadece Seni İsterim!..