İnsan, iman esaslarını ilk kabul ve ikrarından sonra, iman hakikatlerini inkişaf ettirme gayretlerine girmelidir. Çocuklar için haftasına, ayına ve yaşına uygun yiyecekler ayarlandığı gibi, insanların her birinin, kendi durumuna göre imanî ve fikrî inkişafını temin edebilecek bilgilerle donanmaya çalışması gerekir. Akıl, kalb, his, şuur, irade ve hatta zihinde herhangi bir boşluk bırakmayacak şekilde, sürekli bir donanım peşinde olması iktiza eder. Beden ve cismaniyet yönüyle devamlı terakki eden ve gelişen insanın, kalbî ve ruhî hayatı itibarıyla da sürekli bir inkişaf içinde olması lazımdır. Salih bir kul, gözünü daima ufuk ötesine dikmeli, daha öteleri düşünmeli ama yüzünü de hep yerde tutmalıdır. Yani, fevkalâde mahviyet ile harikulâde âlihimmeti cem’ etmeli ve öyle âlihimmet olmalıdır ki, “Ben kalbimi seslendirir, gönlümü konuşturursam, elimi uzattığım zaman Cennet’i bile çekip alabilirim, Allah’ın izniyle.” diyebilmeli ve buna inanmalıdır. Fakat, “Ben, mikroptan daha zavallı bir mahlukum.. bana bu teveccüh ve ihsanlar nedendir, onu da bilmiyorum!” diyerek başını yere koyup ağlayacak kadar da fevkalâde bir mahviyet ve hacâlet ruhu taşımalıdır. İşte bu, bir mü’minin karakteristik tavrıdır.