İçeriğe geç

Böyle bir memnuniyet ifadesi tebessüm de Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerinde vâki olmuştu. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), minberde hutbe irad buyururken bir bedevi mescitten içeriye girmiş ve “Yâ Resûlallah! Yağmursuzluktan her taraf çoraklaştı, topraklarımız kuraklıktan çatladı. Çoktandır yağmur yağmıyor. Allah’a dua ediniz de yağmur yağsın!” demişti. Efendimiz dua edince de, bardaktan boşalırcasına şakır şakır yağmur yağmaya başlamıştı. Sokaklar ve her taraf su altında kalmıştı ki, Efendimiz böyle harika bir ihsan karşısında, şükranla gerilmiş ve cemaatine tebessümler yağdırmıştı.2

İşte böyle bir tebessüm, her iki hâdisede de “dahk” kelimesiyle ifade edilmiştir. Kahkaha olmadığından Hz. Süleyman’ın (aleyhisselâm) tebessümünü ihtimal melekler böyle kaydetmişlerdi ama raiyyeti dahi bunu fark edememişti. Zaten dudaklarda beliren böyle birkaç çizgiyi çoğu kez fark etmek de mümkün değildir.

“Ey karıncalar, yuvalarınıza giriniz ki, Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesinler.”3 âyeti, bir başka açıdan da şöyle değerlendirilebilir:

Burada bir bakıma karınca, Süleyman’a (aleyhisselâm) işaretle, bu seviyedeki bir insanın, değil insanlar arasındaki hukuka, hayvanat arasındaki hukuka dahi riayet etmesi lâzım geldiğini ihtar ediyordu. Karınca kendi tayfasına insanların adalet-i tâmmeyi gerçekleştirmelerinin zor olduğunu vurgularken aynı zamanda ayaklar altında bulunmanın ezilme yolu olduğunu hatırlatmasına karşı Hüdhüd de başlarda dolaşmanın gereği olarak Süleyman’a (aleyhisselâm) gelip, güneşe tapan Sebe’ Melikesi Belkıs ve tebasını anlatıyordu: “Şaşıyorum bu insanların hâline! Toprağın bağrında dâneyi bitiren, göklerde ve yerde gizli olanı açığa çıkaran, gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilen Allah (celle celâluhu) varken, bunlar güneşe secde ediyorlar.”4 diyordu. Hâlbuki güneş de Allah’ın bir memuruydu…

244