“Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat.”
(Neml sûresi, 27/19)
Kur’ân’ın, maksadı beyan ederken seçtiği kelimeler, fiiller ve onların kalıpları çok önemlidir. Bazen olur ki –bu âyette olduğu gibi– bir fiilin içine sayfalarla ancak ifade edilebilecek mânâyı sıkıştırır. Meselâ, burada أَنْعَمْتَ fiilini kullanmıştır ki, bu “in’am ettiğin nimetlerle perverde kıldığın ve ihsan buyurduğun şeyler” demektir. Yani;
“Allah’ım, ben yoklukta takılıp kalmamış, varlığa ermişim.. var olup, vücud urbasını giyerek, Sana bir mir’ât-ı mücellâ olmuş ve beni temâşâ edenlere hep Seni gösterme, Sana işaret etme konumuna yükseltilmişim. Sonra bana hayatı bahşetmek suretiyle hayat sayesinde Seni daha geniş bir dairede ifade imkânı bulmuş, icabında bir ney gibi inlemiş, icabında bir tel gibi ses çıkarmış veya bir mızrap gibi o sesin çıkmasına ve Seni göstermesine vasıta olmuşum. Sonra beni insan yapmış, hatta o noktada da bırakmayıp insan-ı mü’min seviyesine yükseltmişsin. Bu sayede varlığı bir de insan gözüyle görme, bilme, bir meşheri müşâhede ediyor gibi müşâhede etme, bir kitabı okuyor gibi okuma ufkuyla şereflendirmişsin. Evet kâinata bu gözle bakabilme ancak insanî kabiliyet ve istidatlarla mümkündür. Rabbim, bu bana lütfettiğin bakış açısıyla ben bir mekânla da mukayyet değilim; durduğum yerde durmuyor, düşünce mekiğimi Zât, sıfât, esmâ dairesi içinde hareket ettiriyor ve bu geniş dairede Senin karşında hayretle kendimden geçiyorum.”
Evet, Hz. Süleyman أَنْعَمْتَ sözüyle bunları ve o yüksek makamı itibarıyla kim bilir daha neler, neler kastediyordu.