İkinci bir husus; أَنْعَمْتَ fiiliyle “Allah’ım, biraz sonra isteyeceğim şeyler, Senin zaten âdet-i sübhaniyene ters değil ki! Zira Sen bunun gibi nicelerini hem de benden hiçbir talep olmaksızın o cebr-i lütfunla vermiş bulunuyorsun. Öyle inanıyorum ki şimdi isteyeceklerimi de vereceksin; zira Sen vermeye kâdirsin.” diyerek isti’taf da yapıyor. Yani O’nun şefkat ve merhametini celbediyor. Alvar İmamı’nın üslûbu içinde ifade edecek olursak “N’olur yâ Rab, n’olur yâ Rab, neyin eksik olur yâ Rab!” diyor. Bir diğer ifadeyle, “Şu ana kadar Sen bana hep vermişsin ve verme Senin şânın; dolayısıyla Senden Senin yaptığın şeylerin dışında bir şey istemiyor ve verdiğin nimetleri tamamlamanı diliyorum.” İşte bu üslûpla yalvarma çizgisinde ana-babayı unutma, Cenâb-ı Hakk’ın onlar vasıtasıyla lütfettiği şeyleri görmeme nankörlük olurdu.
Evet, Hz. Süleyman’ın babası Hz. Davud’dur. Davud (aleyhisselâm) ise, Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) çizgisinde zirveye ulaşan bir nebidir. Kur’ân’da birkaç peygamber için denilen إِنَّهُۤ أَوَّابٌ makamının mazharıdır.5 Yani bütün benliğiyle Allah’a yönelen o en güzel kullardan biridir. Hatta bu açıdan ona, “feryâd ü figân peygamberi” dense sezadır. İşte böylesi bir peygamberin sulbünden meydana gelmiş ve bu ocakta yetişmiş Hz. Süleyman’ın ulaştığı makamda hissesi bulunan babasını-annesini unutması kat’iyen düşünülemezdi. Daha anlaşılır bir ifade ile belirtmek gerekirse, Hz. Süleyman “Ben böyle bir ailenin vesayetinde, terbiyesinde yetişmeseydim, sadece Süleyman olurdum. Ama bir Süleyman var, Süleyman’dan içerü.” iz’an ve kabulüyle ana-babasına da duayı ihmal etmiyordu.
Meseleye şöyle de yaklaşılabilir; bir insanın en yakını ana ve babasıdır ve sıla-i rahimde öncelik hakkı da onlara aittir. Kur’ân bu âdâbı bize seçtiği dualarıyla öğretir. Ve
Dipnotlar
- 5 Bkz.: Sâd sûresi, 38/17, 30, 44.