Namaz, mü’minin miracıdır. Cenâb-ı Hak, miracı anlattığı yerde إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ “Hiç şüphesiz O, hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” buyurur.199 Âyette geçen zamirle ilgili iki tevcih söz konusudur. Bu tevcihlerden birine göre zamir Cenâb-ı Hakk’a döner; bu tevcihe göre, hakkıyla işitip gördüğünden bahsedilen Allah’tır. Fakat diğer tevcihe göre buradaki semî’ ve basîr sıfatları Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hâlini ifade eder. Şimdi semî’ ve basîr gibi esmâ-i hüsnadan olan iki isimle Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhissalâtü vesselâm) tavsif buyrulmuşsa burada önemli bir hakikate dikkat çekiliyor demektir. Demek ki Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Miraç esnasında gözüne, kulağına arz edilen her şeyi âdeta iliklerine kadar duyup hissetmiştir. Başka bir ifadeyle Mirac’ı çok iyi sağıp çok iyi doymuştur. Mirac’ın saniyesini, salisesini, âşiresini bile kaçırmamıştır. Başından sonuna kadar, her şey âdeta O’nun şuur süzgecinden geçmiştir.
Alvar İmamı, “Sefine-i dini namaz yürütür, namaz cümle ibadetin pîridir.” buyurur. Süleyman Çelebi ise, “Ümmetin miracını kıldım namaz.”200 sözüyle bu mazmunu ifade eder. Namaz, mü’minin miracı olduğuna göre mü’min, orada kulağına ve gözüne hâkim olmak durumundadır. O kulak ve göz sadece duyulması gerekli olanı duymalı, görülmesi gerekli olanı görmelidir. Üstad Hazretleri bunu “On Yedinci Söz”de Mevlâna Câmî’nin şu ifadeleriyle anlatır:201
يَكِي خَواهْ، يَكِي خَوانْ، يَكِي جُويْ، يَكِي بِينْ، يَكِي دَانْ، يَكِي گُويْ
“Sadece Bir’i iste, Bir’i çağır, Bir’i talep et, Bir’i gör, Bir’i bil, Bir’i söyle.”202