İçeriğe geç

Mü’min, bu kudsiyetteki Kâbe’ye teveccüh etmekle sanki Allah’ın huzurunda, içindeki bütün kötülükleri dökmüş, kendisini de o günahların başında ağlıyor görür ve düşüncede bir adım daha ileri atarak, kendisini ahirete gidiyor ve orada hayatının hesabını vermek üzere dimdik kıyamda duruyor gibi tasavvur eder. Böyle bir düşünce ve tasavvur içinde eda edilen namaz ise has kulların namazını teşkil eder. Bu hâl, gözlerin ve kulakların kapanıp kalbin duracak hâle gelmesi ve varlığın sâmit infiali (sessiz hareketliliği) içinde Rabb’e teveccüh etmesi hâlidir. Yani kişi kendisi âdeta silinip gider, geride kalan sadece O’dur (celle celâluhu) ve “La ilâhe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur) derken bu tevhidi bütün enginliğiyle kalbinde hisseder. Onun içindir ki çoğu büyük zat ellerini kulaklarına götürdükten sonra, bu kalbî bütünlüğü kazanabilmek için kıvrım kıvrım olmuşlardır.

Hâsılı mü’min, namaza durduğu zaman, yerin merkezinden ta Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar meleklerin metafı olan Kâbe’yi, tebeî bir nazarla karşısına alıp hayalen onu gözünün önüne getirir, kendisinin mübarek bir cemaat içinde, Allah’ın huzurunda durduğunu tasavvur eder ve, “Ben öyle bir cemaat içinde duruyorum ki, Kâbe’ye gözümü diktiğim zaman, bu cemaatin içinde yerde sürüm sürüm sürünen mahlûkatla birlikte benim gibi insanlar ve onların peygamberleri var. Yine bu cemaat içinde Rabbin huzurunda yüzünü yere koyan melekler var. Ben bu muazzam cemaat içinde kıbleye dönüyor, vazifemi eda ediyorum.” der ve bu duygular içerisinde namaza girer.

e. Vakit

204