İçeriğe geç

Kul, “Allahu ekber” deyip Allah’ın büyüklüğünü ilan ve itiraf ettikten sonra, kılacağı namaz ve okuyacağı Kur’ân’ın önemine binaen ve yine onlarda şeytanın bir payı olmaması arzusuyla, أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ “Rahmetten kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.” der. Bu söz, daha ilk başta insanın kendi aczini itiraf etmesi demektir. Ardından, olup biten her şeyin, yapılan her hareketin Allah’ın adıyla olduğunu/olması gerektiğini ifade eden “besmele”yi okur. Namazda bu şekilde aczini itiraf eden bir insan, kırık kalbiyle Allah’a teveccüh eder ve, “Allahım! Bana verdiğin organları bir makine gibi çalıştırıp idare ettin; en küçük canlı varlıklar olan hücreler başbaşa verdi, benim vücudumu meydana getirdi. Şimdi ise o uzuvlarımın her birisi ayrı birer fert kesildi; kendi hareket ve ifade ettikleri mânâlarla Sana kulluk yapıyorlar. Ben ise bunların kulluğuna sadece sözlerimle tercüman oluyor, namazda hareket ettirdiğim uzuvlarım sayısınca minnet ve şükranlarımı takdim ediyorum.” mânâsına الْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ der.

Sonra da, “Bütün bu acz ve fakrıma binaen şu kâinatı büyük bir kitap gibi gözümün önüne serdi ve onu okuma, okuduğum o kitaptan alacağım hüzmeleri kalbimde iman hâline getirme iradesini verdi. Yine onunla kâinatın sırlarını aşma, esmânın sahiline yanaşma, sıfatların keyfiyet ve ahvalini kurcalama ve Zât-ı Bârî’yi düşünmemi mümkün kıldı.” mânâlarını ifade eden الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ der.

214