Bunu Kur’ân anlatıyor.. anlatıyor ama, acaba biz ne yapıyoruz? Yakın geçmişimiz itibarıyla, durumumuzun çok da iç açıcı olduğu söylenemez. “Yeis mâni-i her kemaldir.” Ona düşen bir daha belini doğrultamaz.. ve bir bataklıktır, ona takılan mutlaka boğulur ama, bunca esbab-ı iftirak karşısında herkesin ümitvar olması da bir hayli zor.
Evet, mü’minler, yeryüzünde Allah’ın şahitleri, milletlerarası muvazenenin denge unsuru ve umumî âhengin de garantisidirler. Bu itibarla da, hak ve adalet istikametinde her şeye ve herkese müdahale edebilme mevkiindedirler. Kendi ülkelerinde veya başka bir devlette, işler, bütün bütün şirazeden çıkmışsa; yani müdahale edilecek kerteye gelmişse, müdahaleye de gücümüz yetiyorsa, orada yeniden âhengi temin edip huzuru sağlamak bizim vazifemizdir. Bir kere de müdahale ve muharebeye karar verdi mi, artık hedef netleşip istikamet de belirlenmiştir. Allah’a tevekkül edip doğru bildiğin yolda yürüyeceksin. Zaten, Cenâb-ı Hak da Uhud’un o hazin sonu münasebetiyle فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ diyerek bunu emretmiyor mu? Yani: “Bir kere de karar verdin mi, artık Allah’a tevekkül et!”15
Evet, şartlar ve hâdiseler sizi maddî cihada çekerse, yani siz dininizi neşrederken, neşretme hürriyeti engellenir.. veya yeryüzünde mazlumların, mağdurların, mahkûmların iniltilerini durduracak kimse olmazsa.. yahut siz hakkı neşretmek isterken birileri buna karşı güç kullanırsa.. ya da sizin vatan ve toprağınıza tecavüz ve hayatınızı tehdit ederlerse, işte o zaman, meydana çıkıp onlarla yaka-paça olma zamanı gelmiştir.
2. İyi Hazırlanma