İçeriğe geç

Evet, Allah Resûlü kendi hesabına bir haber ağı kurmuştu ama, O’na ait sırları elde edecek haber ağlarına fırsat ve malzeme vermemişti. O’nda öyle bir kitmânîlik vardı. “Sezilmeme”ye dair kim ne söylerse söylesin, 14 asır evvel her şeyi, O’na talim eden Zât, bunu da O’na talim etmiş ve insanlık, gerçek kitmânîliği Hz. Muhammed Mustafa’yla (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanımıştır.

Bir devenin bütün hızıyla koşup 48 saatte ulaşabileceği bir noktaya, Efendimiz, çok daha az bir zaman zarfında haber ulaştırabiliyordu. Düşünün ki, Efendimiz, Medine’de duruyor, orduları ise, ta Suriye önlerinde savaşıyorlardı. Bu uzak mesafeyi katetmek için, durmadan gidilirse 10 gün gerekiyordu. Ama, bu 10 günlük mesafeye Efendimiz’in habercileri 8 günde haber ulaştırabiliyorlardı.

İşte böyle müthiş ve baş döndürücü bir haber ağı kurmuştu. Niye olmasın ki Allah (celle celâluhu), O’na yol gösteriyordu, O da hep Allah’ın (celle celâluhu) gösterdiği yolda yürüyordu. İlk ulak, bir konak mesafelik bir yere kadar gidiyor ve orada istirahata çekiliyordu. Haberi ikinci ulak alıyor ve bir konak ilerde duran üçüncü ulağa haberi ulaştırıyordu. Üçüncü ulak dördüncüye, o da beşinciye, derken haber en dinç bineklerle, en dinç ulaklarla, en kısa zamanda, ulaşması gereken yere ulaşıyordu. Başka türlü, Mekke’de durup da, Fizan’dan haber almanın yolu var mı?..

O günün şartları ve imkânları içinde, muhteşem fetanet, her referansıyla ayrı bir huzur, ayrı bir itminan, ayrı bir inşirah veren televvünler gösteriyor ve bize kendi risaletini ilan ve itiraf ettiriyor.

170