İçeriğe geç

O, seven ve sevilen bir liderdi. Öyle ki, her fert kendini O’na en sevgili sanırdı. Yine her fert kendini O’nu en çok seven insan olarak kabul ederdi.

Seviyordu.. vefatına yakın kaç defa mescitte ashabına dönmüş ve onları teker teker süzerek hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Çok iyi biliyordu ki, bir müddet sonra yine onlarla beraber olacak, ama; şu şehadet âlemine ait beraberlik yakında sona erecekti. O’nun Refîk-i A’lâ’ya yükselme vakti gelmişti ve sema ehli, sabırsızlık içinde O’nu bekliyordu. O ise bir vefa âbidesi olarak, ashabından ayrılacağı için gözyaşı döküyordu.27

Ashabını seviyor ve mahremlerini koruduğu gibi koruyordu. “Sakının ashabımdan ve onlara uygunsuz söz söylemeyin!”28;“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uysanız hidayeti bulursunuz.”29 Ve daha nice sözleri, bu sevginin, bu korumanın deliliydi.

Aynı zamanda seviliyordu. Hem de delicesine seviliyordu. Zaten O’nu sevmek, imanın kemaline delil değil mi? En kâmil imana sahip olan sahabe de, O’nu en mütekâmil seviyede seviyordu.30

İdam sehpasında Hubeyb’e sorarlar: “Şu anda senin yerinde O’nun idam edilmesini ister miydin?” “Evet!” dese kurtulacaktı. Ama o, bir sahabidir ve kendisine yakışan cevabı verir: “Hayır, vallahi. Değil benim yerime O’nun idamı, benim kurtuluşuma mukabil, O’nun ayağına bir dikenin batmasına dahi razı değilim!”31

Sa’d b. Rebî (radıyallâhu anh), aldığı yaralarla şehit olmak üzeredir. Son anını yaşarken, sözleri şunlardan ibaret: “Allah Resûlü’ne selâmımı söyleyin. Yemin ederim şu anda Uhud’un ardından Cennet kokusunu duyuyorum. Kavmime de söyleyin, onlardan bir fert hayatta kaldığı müddetçe, Resûlullah’a bir şey olursa, Allah (celle celâluhu) karşısında bunun hesabını veremezler, bunu çok iyi bilsinler!”32

310