İçeriğe geç

Savaşmak hemen hiçbir devrede O’nun için gaye olmamıştır. Savaş O’nun en son başvurduğu çaredir. Zira karşı cepheye daima alternatifli gidilmiş ve harp en son olarak zikredilmiştir. İlk ikisi ise, İslâm’a girme veya cizye verme şeklindedir.41 Bu ilk iki maddeden birini kabul edene İslâm’da savaş açmak doğru değildir. İslâm, böyle bir davranışı asla tasvip etmez.

Hatta Efendimiz bir prensip hâlinde, kesinlikle çocuk, kadın ve eli silah tutmayacak durumda olanlara dokunulmamasını kayıt altına almış ve dört bir yana ordular sevkederken bu durumu daima askerlere ve kumandanlara hatırlatmıştır.42 Halid b. Velid (radıyallahu anh), Efendimiz’in kendisini gönderdiği kavmin, Müslümanlıklarını doğru ifade edememeleri sebebiyle;43 Hz. Üsame b. Zeyd (radıyallahu anh) ise, korkudan iman etti gerekçesiyle44 öldürdükleri şahıslardan dolayı Allah Resûlü’nden itap görmüş ve haşlanmışlardır.

Evet, O öyle bir hedef belirlemiş, öyle bir hedef tayin etmişti ki, değil kendisi ve ashabı, O’ndan asırlarca sonra gelenler dahi, asla bu hedefi şaşırmamış.. ve bütün gayretlerini o istikamette değerlendirmişlerdir. İşte, bu kadar tahribe uğramasına rağmen hâlâ ayakta kalabilen o devrin günümüzdeki uzantısı devletler, bunun en çarpıcı misalidir. Şu anda istenen keyfiyette olmasalar bile, yine de Allah Resûlü’yle olan bağlantıları inkâr edilemez..

İkincisi: Allah Resûlü, “En güzel müdafaa taarruzdur.” prensibiyle hareket ediyordu. Gerçi O’nun yer yer müdafaa harbi ettiği de olmuştur. Fakat bunların hepsi de taarruza zemin hazırlamak içindir.

Üçüncüsü: O’nun harekâtı hep basiret üzere olmuştur. Hiçbir hareketini şansa bırakmamıştır. Efendimiz’in attığı her adım, en küçük teferruatına kadar hesaplanıp öyle atılmıştır ki, hayatında bir kere dahi olsa, geri adım atmaması, bunun apaçık delilidir.

316