İçeriğe geç

Abdullah (radıyallâhu anh), babası Übey b. Selûl’ün yaptıklarından çok rahatsızdır. O bilmektedir ki, babası, ölümü çoktan hak etmiştir. Ancak babasına karşı da aşırı bir saygısı vardır. Ve gelir Allah Resûlü’ne şu teklifte bulunur: “Yâ Resûlallah! Eğer babamı öldürtmek istiyorsan, ne olur o vazifeyi bana ver! Çünkü bütün Medine bilir ki babasına benim kadar düşkün ikinci bir insan yoktur. Eğer onu benden başkası öldürürse, babamı öldüren o insana kalbimde bir burkuntu duyabilirim. Fakat ben, bir mü’mine kalben rahatsızlık duymak istemem. Onun için müsaade ederseniz bu işi ben göreyim.”59

Abdullah (radıyallâhu anh) şanlı bir sahabiydi. O şanlı sahabiydi ama, babası da münafıkların reisiydi. İslâm’a bunca zararı olan bu insanı Allah Resûlü’nün öldürme arzusu yoktu. Abdullah’a (radıyallâhu anh) babasına karşı saygılı davranmasını emir buyurdu ve savdı. Zaten onun babasına “Ben zelîlim, Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise azîzdir.” demedikçe seni Medine’ye sokmam dediğini daha evvel arz etmiştik. Abdullah b. Übey b. Selûl: “Medine’ye vardığımızda, azîzler, zelîlleri oradan çıkaracak!” demiş ve kendisini azîz; Efendimiz ve ashabını da zelil olarak vasıflandırmıştı.60 İşte oğlu, babasına durumun tam aksi olduğunu böyle ispatlıyordu.

“Hiçbir nefis Allah’ın (celle celâluhu) izni olmadan ölmez.”61 Allah Resûlü’nün ashabı bu hükme öyle inanmışlardı ki harp meydanlarında yasemenlikte gezer gibi reftâre dolaşırlardı. Ebû Dücâne’nin (radıyallâhu anh) o pervasızlığını62 başka türlü izaha imkân var mıdır?

323