İstersen gel, Asr-ı Saadet’e, Arap Yarımadası’na gidelim. Hayalen olsun O’nu vazife başında görüp, ziyaret edelim… İşte bak: Fizyonomisiyle, yaşantısıyla, güzelliğin doruk noktasında seçkin bir Zât’ı görüyoruz ki, elinde mucizeler gösteren bir kitap, lisanında hakikatleri açıklayan bir hitap, bütün insanoğluna, belki cin, melek ve daha başkalarına belki bütün varlığa karşı ezelî bir hutbeyi tebliğ ediyor. Âlemin yaratılış sırrı olan acip muammayı, hall ve şerhedip, kâinatın sırrı olan kapalı tılsımı açıp, keşfederek, herkese sorulan, bütün akılları hayret içinde meşgul eden üç müşkil ve müthiş büyük sual olan: “Necisin?”, “Nereden geliyorsun?”, “Nereye gidiyorsun?” suallerine ikna edici, makbul cevap veriyor…
İşte bak: Şu geniş adada vahşi, âdetlerine mutaassıp ve inatçı çeşitli kavimleri, ne çabuk o kötü âdet ve vahşi ahlâklarını onlardan söküp atarak, ne kadar güzel ahlâk varsa onları böyle güzel ahlâkla donatıp, medenî milletlere ve bütün âleme muallim ve üstad eyledi. Bak, değil zâhirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Kalblerin sevgilisi, akılların muallimi, nefislerin terbiyecisi ve ruhların sultanı oldu!.”68
Ey Ruhlarımızın Sultanı! Sen ruhlarımıza sultan oldun, ruhlarımız da Sana kurban olsun! Lütfeyle, kabul buyur…!
1 Buhârî, cihad 52; Müslim, cihad 28.