Evet, Hıristiyan ve Yahudilere tanıdığı haklarla, Medineliler arasında öylesine bir bütünleşme yolu buldu ki, onları kendine çekti ve ebedî hasmı olan Bizanslılar’dan, Sasaniler’den ve Kureyş’den kopardı. Böylece uzun zaman Yahudiler, Müslümanların sıyaneti, vesâyeti altında, huzur ve itminan içinde yaşadılar. Medine döneminin büyük gailesi, meşhur münafık Abdullah b. Übey İbn Selûl, Kureyş karşısında bu endişelerini şöyle dile getirir: “Bizim için O’nun Medine’ye gelmesi, dinini neşretmesi bir tehlike değildir. Esas tehlike, Hıristiyan ve Yahudileri putperestlik karşısında yanına almasıdır. Ve asıl sizi tehdit edecek olan husus da budur.”
Sulha açık bir sistem ve anayasa, uzun zaman (bozulması bizden olmamak üzere.. bozulacağı zamana kadar) onlar için de Müslümanlar için de bir vesile-i huzur oldu. Yahudiler çok meselede Allah Resûlü’ne müracaat ediyor ve O’nun hakemliğine sığınıyorlardı.
Evet, hadis kitapları, onların hırsızlık mevzuunda, kısas mevzuunda, zina mevzuunda Allah Resûlü’ne müracaat ettiklerini gösteriyor. Bundan da anlıyoruz ki, onların kendi meseleleri kendilerine bırakıldığı hâlde, Müslümanı daha âdil, daha kabiliyetli bildiklerinden -hele bu Allah Resûlü olursa- her meselede hakemliğimize müracaat ediyorlardı. Gelecekte topyekün insanlığın mercii olacak kudsî kaynak, daha o günlerde, bu merciiyyetini hissettirmeye başlamıştı.
Evet işte böylece, bir el darbesiyle hicret meselesi de hallediliyor ve Müslümanlar hür, huzur içinde dünyaya açılma yollarını araştırıyorlardı.
4. Harp Problemi