O’nun hayatında geriye atılmış bir adım yoktu.. yoktu; zira O, Allah’tan (celle celâluhu) gelenleri çok iyi anlayacak bir fetanete sahipti. O’ndaki bu fetanet bir gül tomurcuğu gibi açılmış, açıldıkça rengârenk bir hâl almış ve insanlığın problemli, tatminsiz, ekşi yüzüne tebessüm olarak aksetmiştir. O’na ait büyüklük buudlu sırlar bitti dersiniz, oysa ki bitmemiştir, Yunus’un diliyle, o tomurcuk içinde daha nice tomurcuklar vardır.
Evet, bütün hayat-ı seniyyeleri boyunca O’na daima müracaat edilmiş, O da müracaat edenleri mahzun ve mükedder geriye çevirmemiş ve onların problemlerini halletmiştir. İşin daha başında alabildiğine fitneye açık bu cemaat devamlı problem üretiyor, O da teker teker bunları çözüyordu.
Hicret başlı başına bir problemdi.. harp-darp, sulh problemleri, menfaat-i maddiye problemleri, ganimet problemleri… Eğer, O zât rahatlıkla bu işlerin içinden sıyrılıp çıkmasaydı, bu problemlerin her biri, fıtraten müteheyyiç, kavga ve cidalden zevk alan bu cemaatin her an kıran kırana birbirine girmesi kaçınılmazdı.
2. Huneyn Ganimetlerinin Taksimi
Huneyn gazvesinde elde edilen ganimeti, Allah Resûlü, kalblerini İslâm’a ısındırmak istediği bazı şahıslar arasında taksim etmişti. Bu, ensar gençleri arasında bir dedikodu vesilesi oldu. Evet, bilhassa gençler, böyle bir taksimi hazmedememiş ve: “Daha kanları kılıçlarımızdan akıyor; hâlbuki ganimet onlara veriliyor.” demişlerdi. Ubade b. Samit de, Allah Resûlü’ne gelerek bu durumu olduğu gibi haber vermişti. Allah Resûlü ona: “Sen ne düşünüyorsun?” diye sorduğunda, o: “Ben de onlardan bir ferdim.” demişti. Durum gayet kritikti. Derhal bir çare bulunmalıydı. Meselenin beklemeye hiç de tahammülü yoktu.