Harp ve hezimetler problemi vardı. Evet, harpler, darpler, zaferler, sulhlar problemi.. (1974 senesinde Kıbrıs’ta bir çıkartma yaptık ve henüz onunla alâkalı problemleri halledemedik. Ben orada düşmanla göğüs göğüse dövüşen Mehmetçik’in alnından öperim; onun kahramanlığını hafife almak istemiyorum. Fakat, görüyorsunuz halledemiyoruz. Hz. Muaviye döneminde Kıbrıs, âdeta bir ikindi sonu aceleciliğiyle fethedilmişti. Müslümanlar ellerini-kollarını sallaya sallaya bir taraftan vurup öbür taraftan çıkmış ve arkada hiçbir problem de bırakmamışlardı. Ama, bakın, durum bugün çok farklı. Kıbrıs meselesini sadece bir misal olması açısından arz ettim. Yoksa asıl maksadım, problem çözmenin; hele harbe, sulhe dair problemleri çözmenin zorluğuna işaret etmekti. Balkan Harbi geçeli şu kadar sene oldu. Daha bize ait meseleleri halledememişizdir…)
Allah Resûlü de harp ve darp gördü! Evet, evvelâ kavim ve kabilesiyle, ardından Medine ve civarındaki Yahudiyle.. daha sonra da Bizans ve Sasani gibi imparatorluklarla yaka-paça oldu. O’nun etrafı düşmanlarla doluydu ve bu düşmanlar, durmadan problem üretiyordu. Fakat O, her defasında yağdan kıl çeker gibi bunların içinden sıyrılıp çıkabiliyordu.
a. Uhud’daki Taktik
Bedr’in zaferini değil.. Hendek’deki tabyeyi değil.. Mute kahramanlarının yazdığı destanı değil, Yermuk şehsuvarlarının mücadelesini de değil; bir bakıma hezimet sayabileceğimiz Uhud’la gelen meseleleri arz edecek ve O’nun, bu meseledeki dikkat, teemmül ve isabetli kararlarına bir iki cümleyle işarette bulunacağım!
Uhud, İslâm saflarında, ilk defa çatlakların başgösterdiği bir muharebedir. Ben, hakikî bir Müslümana, mağlup oldu demekten Allah’a (celle celâluhu) sığınırım. Hezimete uğradı da demem.