Bu mevzuda tefsirciler değişik yorumlar ortaya koymuşlardır. Esasen her iki mânâyı kabul etmekte de bir beis olmasa gerek. Vâhidî, münafıkların insanların içinde değil de daha ziyade şeytanlarıyla baş başa kaldıkları zaman أَنُؤْمِنُ كَمَۤا اٰمَنَ السُّفَهَۤاءُ dediklerini ifade etmektedir.[1] Zira onlar, mü’minlerin yüzüne karşı bunu söyleyecek cesarette değillerdi.
Ancak âyetlerin umumi akışına bakıldığında, münafıkların bu ifadeleri, mü’minlerin yüzlerine karşı söylediklerini anlamak da mümkündür. Zira münafıklar ile mü’minlerin arasındaki münasebet, bazen karşılıklı konuşma şeklinde de olabiliyordu. Dolayısıyla bu karşılıklı konuşma esnasında münafıkların أَنُؤْمِنُ كَمَۤا اٰمَنَ السُّفَهَۤاءُ cümlesini ifade etmeleri onların küstahlıklarına uygun düşmektedir. Aslında, siyak-sibak bütünlüğü içerisinde âyetlere bakıldığında, onların bu cümleyi rahatlıkla mü’minlerin yüzlerine karşı söyleyebilecekleri de mümkün görünmektedir. Zira münafıklar, Allah’a karşı bile hud’a yapma cüretini izhar etmiş, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve mü’minlerin firâsetini kâle almadan bu mevzuda onlara mukabelede bulunmuş, kendilerine "Fesat çıkarmayın!" denildiğinde sözde akıllıca davrandıklarını zannederek “Fesat çıkarmıyoruz, biz ıslahçılarız.” demişlerdi…
Bir kere umumi karakterlerine bakıldığında münafıkların fıtratlarının bozulduğu açıkça müşâhede edilmektedir. Böyle bir fıtrat bozukluğu yaşayan bu insanların, karşılaştıkları mü’minlere: أَنُؤْمِنُ كَمَۤا اٰمَنَ السُّفَهَۤاءُ demeleri gayet normaldir. Vâkıa onların böyle demeleri, hâlet-i ruhiye itibarıyla öfkenin, şiddetin ve hiddetin ulaşabileceği son noktaya ulaşmış olmasının onlarda hâsıl ettiği bir feveran ve patlamanın neticesiydi.