“Aynı zamanda semayı da bina yaptı.” mânâsına gelen وَالسَّمَۤاءَ بِنَۤاءً ifadesinin kudsî kelimelerinde ise şu mânâlar mündemiçtir: Bu kadar nimetleri sizin istifadenize sunmanın yanında, bir meşher olarak onları nazarlarınıza arz edip takdir ve teşekküre sevk etmek için onları burada ihzar etmesi.. bunun için de sema ile yer arasında münasebetler kurup yeryüzünde bu sanatların devamını temin etmesi ne büyük bir ikramdır! Her gelen alkışlasın ve O (celle celâluhu) her an alkışlansın diye sanatlarını devamlı yenilemektedir ve sizin de yenilenmenizi dilemektedir.. dilemektedir ki insan her gördüğünde ona hayran olsun. Sema ile bunların devam ve temadisi karşısında, gece-gündüzün birbirini takip etmesinde, Güneş’in ziyasıyla başlarımızı okşamasında, hararetiyle yiyeceklerimizi pişirmesinde.. işte bütün bu hususları ve daha nice şeyleri hatırlatmada وَالسَّمَۤاءَ بِنَۤاءً beyanı ne kadar latiftir!
وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً “O (celle celâluhu), semadan mübarek bir su indirdi.” ifadesi çerçevesinde semadan yağmurun inmesi, denizlerin buharlaşması, damlacıkların atmosferde çiğ noktasına ulaşması ne müthiş bir nizamın ifadesidir. “O (celle celâluhu), mânevî âleminizin kayyimi olan ferman-ı sübhânisini nasıl melek vasıtasıyla semadan inzâl ediyor, öyle de maddî yapınızın kayyimi sayılabilen yağmuru da esbap dairesi içinde ilâhî nimetlerinin yerden çıkarılması için semadan öyle indiriyor.” mânâsına gelen beyanıyla Kur’ân tesadüfü, ülfet ve ünsiyeti yırtarak, bir kere daha “Allah!” dedirtiyor.
مَۤاءً kelimesiyle ifade edilen, rahmettir. Zira bazen gökten çamur da iner, dolu da iner, kar da iner. Ne var ki, burada beyan buyrulan ve bizim nimet olarak anlayıp hissedebildiğimiz şey sadece ve sadece sudur, yağmurdur. Binaenaleyh, مَۤاءً sözüyle ifade edilip, ثَلْج (kar) veya بَرَد (dolu) gibi bir sözcükle ifade edilmemiştir.