Buradaki اَلَّذِينَ ile yukarıda zikredilen hem kâfir hem de münafık sınıfı veya sadece münafık ya da sadece kâfir sınıfı anlatılmaktadır. Şayet اَلَّذِينَ ile sadece kâfirler kastediliyorsa bunlar, bilinen kâfirlerden başka kâfirlerdir. Zira Mekke müşrikleri ile Medine’deki münkirlerin, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvetinden önceki hâlleri ile nübüvvetinden sonraki hâlleri arasında çok ciddi değişmeler olmuştur. Çünkü o âna kadar müşrikler, Efendimiz’in hayır adına tebliğ ettiği esaslardan pek çoğunu yapıyorlardı. Fakat nübüvvetin gelmesinden sonra Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) de onların atalarından kendilerine intikal eden bir kısım hususları yapmaya başlayınca müşrikler, onları bile inkâra kalkışacak kadar acayip bir inkâr sergilemiş ve bunun neticesinde daha değişik bir küfr ü küfrana sapmışlardı. Yine Yahudilerden bazıları, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) risaletini açıklamadan önce pek yakında bir peygamberin geleceğinden bahsediyor ve Kur’ân’ın ifadesiyle, onu bütün vasıflarıyla kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıklarını dillendiriyorlardı.[3] Hatta onlar, Evs ve Hazreç kabileleri içinde hep bunun propagandasını yapıyor ve “Beklediğimiz peygamber geldiği zaman bizler, siz Araplara galebe çalacağız.” diyorlardı. Ne var ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) risaletini açıklayınca birden bire O’na karşı tavırlarını değiştirmiş ve farklı bir görüntü sergilemeye başlamışlardı. Şöyle ki, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkındaki beşaret ve işaretler de dâhil olmak üzere o güne kadar kabul ettikleri şeylerin hepsini inkâr ediyor ve önceleri söylediklerini kendileri söylememiş gibi davranıyorlardı. Binaenaleyh اَلَّذِينَ, bilinen bir mevzudan bilinmeyen bir mevzuya; ülfet peyda edilen bir meseleden, garip, yeni ve orijinal bir mevzuya intikal etmeyi ifade sadedinde zikredilmiş ve küfürdeki çeşitlilik ve onun iman karşısındaki zıddıyeti, orijinal bir üslupla ifade edilmiş oluyordu.