En az bir bahçıvanın, yüksek bir hassasiyetle kendi bahçesini tımar edip, çiçek ve meyveleri muzır şeylerden ayıkladığı gibi, hem daha sonraki kendi hayatımıza hem nesillerin hayatına müdahale etmeli ve onları çeşitli erozyonlardan korumalıyız ki, bu sayede, mevsimi gelince, onların meyve ve çiçeklerinden istifade edebilelim.
Eğer gelecek nesillerin hayatı adına, bahçıvanın ağaçlara gösterdiği hassasiyet kadar hassas olamıyor, itina ve özen göstermiyorsak, kendi elimizle kendi sonumuzu hazırlıyoruz demektir.
12. Mücadele Ruhu
Değişen hâdiseler ve karşılaşılan farklı olaylar, zaman zaman insanın ruhunu ve azmini törpüleyebilir. Kendini sürekli yenileyemediği ve değişen şartlar karşısında içinde bulunduğu zaman buuduyla mutabakat sağlayamadığı müddetçe insanın akıbeti de hep böyle olacaktır.
Evet, içinde yaşadığı şu dünyayı kendi şartlarıyla idrak edebilen, ümit ve irade balansını sonsuza göre ayarlayabilen, baş ağrıtıcı her hâdiseyi azim ve sabırla aşabilen, ümit ve imanını sürekli yenileyip hep seviyeli kalabilen ruhlar, sahip oldukları o müthiş iman ve irade güçleri sayesinde bir gün mutlaka her şeyi aşabilirler.
Böylelerine her türlü zorluk ve sıkıntı çok kolay gelir; bunlar selleri, fırtınaları, zelzeleleri, rahatlıkla aşar ve bir mânâda âdeta sarsılmazlığa ulaşırlar ki, bu kabîl iradeler ne kılıç ne gülle ne de top-tüfek ile yıkılırlar.
Mevsimler peşi peşine gelir geçer, renkler ve şekiller durmadan değişir, bahar ve yazları sonbahar ve kışlar takip eder durur; ama iman ve irade gücüne sahip bu insanlar, ümit ve mücadele ruhunun oluşturduğu o zebercetten iklimleriyle hep pırıl pırıl ve yepyeni kalmasını bilirler. Onlarda ne bir pörsüme ne de bir solma söz konusu değildir.