İçeriğe geç

Bu açıdan O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir taraftan hem kendi dönemindeki yanlış hesapları, yanlış kilitlenmeleri, yanlış beşerî merci ve müdahaleleri –ki onlar Hz. Mesih’ten sonra kendi dönemine kadar devam etmiş şeylerdi– çözmesi ve onları yeniden doğruya programlaması icap ediyordu, hem de kıyamete kadar yaşanabilecek kilitlenme ve düğümlenmelere karşı çözüm yolları ortaya koyması gerekiyordu. Gerçi kendisinden sonra ortaya çıkacak problemler büyük ölçüde tecdit ve içtihat unvanları adı altında ele alınacak, müçtehitler ve mücedditler vasıtasıyla çözülecekti; tabiî bunlar da yine onun ortaya koyacağı âlemşümul kurallara, disiplinlere dayanılarak yapılacaktı. Öyleyse Allah Resûlü’nün hem çözmesi icap eden meseleler, hem de ileriye matuf hatırlatması gerekli şeyler çoktu ve her biri komplike meseleler idi. Nitekim o dönemde bütün hesaplar karışmış, herkes çözeyim derken düğüm düğüm üstüne oturtulmuş; meselâ fert hayatı adına gerçek huzur ve saadete sevk edecek disiplinler unutturulmuş, insanlar hep başka yönlere tevcih edilerek iğfal edilmiş, aldatılmış; telkin edilen menfi şeyler onun demi damarı hâline getirilmiş; meselâ “İçkiyle kafanı bulamıyorsan biraz esrar kullanabilirsin” –muhtemelen o gün başka uyuşturucular vardı– denilerek nefsanî duyguları sürekli kamçılanmış ve âdeta susuzluk çeken o insanlara “İç de çatla!” dercesine deniz suyu sunulmuştu. Hâlbuki meseleyi tersten ele alacak olursak Gedâî’nin dediği gibi

“Bak şu gedânın hâline,
Bend olmuş zülfün teline,
Parmağı aşkın balına,
Bandıkça bandım bir su ver…”
52