İçeriğe geç

His ve duygularımızı birer bam teli hâline getiren Allah, bizlere en enfes mûsıkîleri duyurmak için âdeta kâinattaki görüntü ve hâdiseleri de birer mızrap yapmıştır. Bu sebeple biz, koyun-kuzu meleyişlerini, böcek ve kuş çığlıklarını, ormanların uğultularını, ırmakların çağıltılarını, yağmurların şıpırtılarını, ağaçların dal ve yaprak hışırtılarını, bulutların o mehib iniltilerini bir mûsıkî gibi duyar, dinler ve coşarız.

“Eşyanın kollarında ve nizamla diz dize,
Büyülendimdi gelince âhenkle yüz yüze…
Rengârenk her yan, tüllenen mânâ buğu buğu,
Bir tomurcuk açar gibi var olmaya doğru…
Her perdede ayrı bir visâl, ayrı bir huzûr;
Vicdandaki irfanla bakınca her taraf nûr…
İç içe güzellik her köşe, iç içe mânâ,
Duruyor karşımda tabiat bir gül-i rânâ,
Sesler, renkler, buudlar.. bu ne müthiş hendese!
Vuruldum kâinat mûsıkîsindeki sese…
Gökler ayrı bir kanaviçe.. ve ötesinde,
Kudret; inse, cinne bir şey anlatma kasdinde.
Yer cıvıl cıvıl insan, hayvan, ağaç ve toprak..
Sema başlar üstünde bir kitap; yaprak yaprak…
Yüzyüze iki levha birbirine bakıyor,
Yıldızlar bizlere davet gamzesi çakıyor.
O’na davet, sonsuza davet bütün soluklar,
Her köşeye nurlar taşıyor nurdan oluklar….’’27

deyip, tefekkürden zevke, zevkten tefekküre koşar ve kendimizden geçeriz.

58