Kâinattaki her ses, kendine has dalga boyuyla ruhlarımızı dinlendirip o müthiş armonisiyle bizi bizden alır bambaşka âlemlere götürür. Yer yer araba kornaları, makine ve fabrika gürültüleri, değişik siren sesleri, sarhoş naraları bizi bu büyülü iklimden uzaklaştırır ve his dünyamızı karartır ama, biz imanımız sayesinde çarçabuk o şerarelerden sıyrılır ve varlığı dinlemeye dururuz. Bizim için günümüzün bütün gürültüleri gayr-i tabiî; kâinattaki sesler ise, Kudret-i Ezeliye tarafından insana göre akort edilmiş ve ruhumuza göre ayarlanmış tabiî nağmelerdir.
İnsanların ortaya koyduğu mûsıkî ihtiva eden edebî eserlere gelince, onlar da kâinattaki renk ve ses cümbüşünden dimağlara, ruhlara dökülen seslerin ifadesidir ve kâinattaki nağmeleri taklit edebildikleri ölçüde mükemmel sayılırlar.
Maslahat Meselesi
Maslahat, “hâl”in icabı karşısında İslâm’ın temel esaslarından ayrılmaksızın gerekli olanın yapılması; Âkif’in ifadesiyle, “Asrın idrakiyle Kur’ân’ın söyletilmesi” hakikatidir.
Mutlak İlim Sahibi Yüce Yaratıcı, insanoğlunun ne olup olmadığını en iyi bilendir. Vaz’ettiği ahkâmda, bildiğimiz veya bilemediğimiz binlerce maslahat gizlidir. Bu maslahatları düşünüp-araştırıp bulmak, İslâm’ın daha iyi anlaşılması bakımından oldukça önemlidir. Ancak bu meselede de bir tefrit noktası söz konusudur ki, o da maslahatın gaye gibi gösterilmesidir. Bence, dikkat edip bu hataya düşmemelidir.
Asla unutulmamalıdır ki, biz İslâm’ın emirlerini, bu emirlerin ihtiva ettiği maslahatlardan dolayı değil, sadece ve sadece Cenâb-ı Hakk’ın emri olduğu için yerine getirir; maslahatları ise, ilâhî bir lütuf ve ikram olarak kabul ederiz.