İçeriğe geç

Sadık, derin ve yorucu meselelerle iştigal etmese de, Allah ve Resûl’ü ile kâlbi münasebetini bir an bile aksatmaz, Nefsî hazlarını, annesi, babası, eş ve evladı gibi bütün sevdiklerini Allah ve Resûlü’nden üstün tutmaz. Allah’ın rızası ve Resûlullah’ın bir anlık bakışını cihanlara bedel bilir; malını, mülkünü ve herşeyini O’nlara mukabil feda eder. Nazarında, Allah’a ve Resûlü’ne ait olmayan şeylerin kıymeti yoktur. Sessizdir, durgundur, hakkında methiyeler yazılmamıştır ama derunu ummanlar gibidir. Sadakatın yerini ve lazımını çok iyi bilir. Kafası, bedeni veya kâlbi, nesi isteniyorsa, nasıl isteniyorsa, nerede isteniyorsa… Bir an tereddüt etmeden: Alın, Resûlullah’a feda olsun. Bu kâlb Allah adına parçalansın. Kanım, İslâm adına aksın der. Bunlar bugün için mevzubahis değildir. Fakat İslâm’ın, Kur’ân’ın ve Allah Resûlü’nün getirdiği esaslar, bu gibi şeyleri, bir gün gerekli kılarsa, sadık bunları yapacaktır.

Birine sadık değil deseniz, rahatsız olur, gücenir. Çünkü, sadık olmayan haindir. Bir insana sadık mü’min denilmesi için de sadakatın şartlarını ve şiarını yerine getirmesi gerekir. Biz sadakatı birbirimizle olan münasebetlerimizle de anlarız. Yüzümüze methiyeler söyleyip meddahlık yapanlar, sadık dostlarımız değildirler. Sadık dost ve arkadaş takip ettiğimiz yol ve fikir istikametinde muhalefet etmeden yürür. Karar verip, harekete geçtiğimiz yolda koşar, destek olur. Tehlikeler, musibetler ve belalar karşısında göğsünü gerer, arkadaşlarına siper olur. Alınan kararlara ve gereklerine riayet eder. Biz bu gibi şeyleri sadakat nişanesi olarak değerlendirdiğimiz gibi, Allah ve Resûlü’ne ait meseleler de benzer şekilde değerlendirilir. Onun içindir ki, Kur’ân-ı Kerim’de vessıddıkin[4] denilerek pek çok sıddık bulunduğuna işaret edilmekle beraber Hazret-i Ebu Bekir’e en büyük sıddık manasına sıddık denilmiştir.

45