Abdurrahman, müslüman olduktan sonra birgün, babası Ebu Bekir’e şöyle dedi: Bedir savaşında, birdenbire gözüme iliştin. Önüne gelen herkese kılıç sallıyordun. Seni başkalarına bırakıp, bir başka tarafa gittim. O’nu başkası öldürsün dedim. Ebu Bekir ise oğluna: Oğlum sen o gün karşıma çıksaydın,Vallahi senin gibi yapmazdım. Allah ve Resûlü için oracıkta öldürürdüm seni [43] dedi. Her baba evladını sever. Hazreti Ebu Bekir gibi bir baba ise çok daha fazla sever. Ama Allah’ı ve Resûlullah’ı herşeyden çok sever.
Resûl-ü Ekrem’in huzuruna genç, filiz gibi bir delikanlı geldi: Ya Resûlallah bir cemaat içinde, senin bahsin geçti. Babam da söze karışıp, hakkında uygunsuz sözler sarfetti. Başım döndü. Tahammül edemedim. Kılıcımı bağrına saplayıp, öldürdüm O’nu dedi. Resûl-ü Ekrem sükût etti. Biraz sonra başka bir genç geldi. Ya Resûlallah, babam, senin hakkında uygunsuz sözler söyledi. Baba katili olmak istemedim, başkasına havale ettim. O da babamı öldürdü. Sana uygunsuz söz söyleyen, seni tanımayan, takdir etmeyen bir baba yakışmaz bana. Sana bağlı isem, öyle bir babayı istemem dedi. Resûlullah yine sükût ettiler. Birinci gence Neden öldürdün? demedikleri gibi, ikinci gence de Neden öldürmedin? demediler [44].
Hakkında ayet nazil olunan, daha enterasan hadise ise; Ebu Ubeyde Hazretleri’nin başından geçen hadisedir. Allah Resûlü O’na Ümmetin emini buyurmuşlar, Cennet’le müjdelemişlerdi. Ümmetin arasındaki huzursuzluklar, hoşnutsuzluklar ve geçimsizlikler çok defa O’nun eliyle giderilirdi. Hazret-i Ömer vefaat edeceği zaman: Hayatta olsaydı, size, O’nu tavsiye ederdim demitti.