Hazret-i Ömer anlatıyor: Ben Resûl-ü Ekrem’in Bedir esirleri hakkındaki istişaresinden sonra yanından ayrıldım. Resûl-ü Ekrem, benimle bu meseleyi görüştüğü zaman, kararımı arzettim. ‘Ya, Resûlallah bunları ağır fidye-i necat karşılığında bırakalım veya kılıçtan geçirelim. Akil’i Ali’ye ver, kafasını kessin. Bana da akrabalarımdan kim düşüyorsa ver, kafasını keseyim. Abdurrahman’ın kafasını da Ebu Bekir kessin, bu iş temizlensin’ dedim. Allah Resûlü kararımdan pek memnun olmadı. Ebu Bekir ile istişare ettiği zaman mülayemet meşveretini aldı. ‘Ya Resûlullah mülayim davran dedi. Ben evime gittim ve döndüm. Baktım ki, Resûlullah ve Ebu Bekir ağlıyorlar. Yanlarına sokuldum. Hıçkırıkları iyice arttı. ‘Ya Resûlallah, niye ağlıyorsunuz? Ağlanacak birşey varsa söyleyin ben de ağlayayım? dedim. Allah Resûlü kararımın isabetli olduğunu, Ebu Bekir ile kendi kararlarının yerinde olmadığını iş’ar eder mahiyetteki ayetin inzal edildiğini söyledi. [47]
Sahabi efendilerimiz, Resûlullah’ın her haline iştirak ederler, dertleriyle dertlenirler, teessüründe ağlarlar, tebessüm ederse de sevinirlerdi. Mekke’nin fethinde, Hazret-i Ebu Bekir gözleri görmeyen babasını Allah Resûlü’nün huzuruna getirdi. Edeb timsali Efendimiz kendisinden çok yaşlı ve gözleri görmeyen Ebu Kuhafe’nin ayağına getirilmesinden memnun kalmayarak Ebu Bekir’e: Bıraksaydın ihtiyarı evinde. Biz gelir, ziyaret ederdik buyurdular. Her îman edenin Resûl-ü Ekrem’in elini tutup biat etmesi, böylece O’na intisabı çok mühimdir. Buna rağmen Efendimiz âmâ bir ihtiyarın ayağına getirilmesini istemiyor. Bıraksaydın ihtiyarı evinde. Biz gelir, ziyaret ederdik diyorlardı.