Sualinizin sonunda, gurbette bu meseleleri algılama mevzuu soruluyordu: Ben bu işin ilk mağduru değilim, sonu da olmayacağım. İnsanlık tarihi hep bu türlü mağdurlarla doludur. Hazreti Nuh, karalardan sonra denizlerde de ürperten bir seyahate katlanmış… arz üzerinde dolaşmaktan men edilince sular üzerinde yoluna devam etmiş, doğup büyüdüğü yerlerden ayrılmış ve takdir-i ilâhîye rıza içinde bir dağın başında aram eylemiş. Hazreti İbrahim, Babil, Hicaz, Kenan ili deyip durmadan mukaddes göç nöbetleri yaşamış, Hazreti Musa, daha kundaklara sarılıyken anne evinden Firavun sarayına göçmüş, daha sonra da Mısır ve Eyke arasında hep mekik dokumuş durmuş, Hazreti Mesih henüz azize annesinin kucağındayken yolculuklarına başlamış, önceki peygamberlerin geçtiği bütün köprülerden o da geçmiş. Hazreti Zekeriya ve Hazreti Yahya gibi bazı peygamberler de göç imkânı bile bulamamış, yakalandıkları yerde haklarındaki idam fermanı infaz edilmiş. Peygamber Efendimiz de, nebilerin, velilerin ortak kaderi olan mukaddes göç zamanı gelince Mekke-i Mükerreme’den ayrılmış, Sevr Dağı’nda bir kere daha köyüne dönüp bakmış, “Ey Mekke, kavmim çıkarmasaydı senden hiç ayılmazdım.”4 deyip ağlayarak hicret diyarına yürümüş…
Dipnotlar
- 4 Tirmizî, menâkıb 68; İbn Mâce, menâsik 103; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/305.