Bundan dolayıdır ki, bizim yetiştiğimiz dönemde, sohbet meclislerinde sadece konuşması faydalı bulunan insan konuşurdu; dinleyecekler de dinlemesini bilir, oturur sessizce, edeple ve istifade etme iştiyakıyla dinlerlerdi. Meselâ, Hazreti Üstad konuşurken orada bulunan diğer insanlar sessizce söylenenleri yazarlardı; bu yazma da bir nevî aktif dinlemeydi. Talebeleri ve ziyaretçileri onun yanında konuşmazlardı, hatta ona olan güven ve itimatlarından dolayı, büyük ölçüde fikir beyan etmekten bile çekinirlerdi. Belki bazen onun havale ettiği, “Kendi aranızda istişare edin!” dediği hususlarda birkaç söz ederlerdi. Ama yine kendi re’yleri olarak bir şey söylemez, dinleyip öğrendiklerini hatırlatmakla yetinirlerdi. Bir Barla Lahika’sına bakarsanız görürsünüz ki; onlar, yazdıkları mektuplarda bile kendi düşünce ve fikirlerini nazara vermiyorlar; Üstad’dan ne anladıklarını, Nurlar’dan neler öğrendiklerini bir de kendi üslûplarıyla özetliyor, duydukları iman hakikatlerini bir de kendi anlayış ve idrakleri zaviyesinden seslendiriyor ve bir mânâda anladıklarının da sağlamasını yapıyorlar. Hem meseleleri daha iyi anlamaya gayret ediyor, hem kompozisyon kabiliyetlerini geliştiriyor ve hem de konuşma ihtiyacını o şekilde gidermiş oluyorlar.
Sükûtîler