İçeriğe geç

Yine Hazreti Ebû Bekir buyuruyor ki; “Biz, Efendimiz’in huzurundayken başımızda kuş varmış gibi duruyor, tek kelime kaçırmamaya çalışıyorduk.”9 Demek ki, sahabe efendilerimiz Söz Sultanı’nın huzurunda, konuşmak şöyle dursun, hareket etmekten bile kaçınıyor, O’nun dudaklarından dökülen söz incilerinin bir tanesini bile zayi etmemeye, O’nun her sözünü tam anlamaya gayret gösteriyorlardı. Zira, O’nun sohbeti hep Cânan sohbetiydi; O vahiy kaynaklı konuşuyor, muhataplarının elinden tutup onları Cennet yamaçlarında dolaştırıyordu.

Öyleyse, bizim meclislerimizin sohbet konusu da sokaktan derlenen, çarşı-pazardan toplanan, gazete sayfalarından aşırılan ya da İnternetten alınan lâf u güzaf olmamalı; bunların ne ilim-irfan bakımından, ne zevk-i ruhanî açısından ve ne de sohbet-i Cânan adına ifade ettiği hiçbir şey yoktur. O türlü muzahrefâtı duyunca, sadece hiçbir şey bilmeyen cahiller kendilerini bir şey dinliyor ve öğreniyor zannederler. Fakat söz cevherinden anlayan kimseler, o malumat kırıntılarının altının boş olduğunu hemen sezerler. Kimisi açar ağzını, gazete köşelerinden topladığı sığ bilgilere güvenerek dinî ve edebî meselelerde bile atar-tutar, fakat söz sarrafları onların faydasız ve boş laflar olduğunu hemen anlayıverirler.

Dilzede mi, Dîlzede mi?

61