İçeriğe geç

Şimdi bu kriterlerle, yukarıdaki âyette Ehl-i Kitab’ın iddialarına bakılacak olursa, böyle bir iddianın Hak nezdinde de halk nezdinde de ne kadar çirkin ve sevimsiz olduğu kendi kendine ortaya çıkar. Şöyle ki, bir kısım kimseler kalkıp, insanlardan farklı olduklarını, onlara benzemediklerini, hatta “ebnâullah” ve “Allah’ın ahbapları” olduklarını iddia edecek ve bunu birer gurur ve çalım vesilesi yaparak Cenâb-ı Hakk’a karşı laubali bir tavır alacak, diğer insanları da küçük görecek ve böyle bir ilk kabulün daha sonra getireceği bütün tersliklere de ta baştan kapı aralamış olacaklar: “Allah’a bu kadar yakın olduğumuza göre ne yapsak –hâşâ– O affedecektir.” şeklinde düşüneceklerdir. Üzeyir hakikî mânâda ibnullah, Mesih de diğerlerine göre öyle; bu peygamberlere intisabı olanları da, mecazî dahi olsa, aynı mânâ ile serfiraz görüp “Ne korku ne de telaş, Allah (celle celâluhu) ebnâ ve ehibbâsını koruyacak ve onlar için hiçbir tehdit söz konusu olmayacaktır. Aslında böyle bir intisapla şereflendirilmeyenler başlarının çaresine baksınlar.. azap onlara, ikap da onlaradır.” deyip, kitaplarında böyle bir şey olmasa da, azapla tehdit edildikleri bir yerde, bu kabîl diyalektiklere girip, Hz. Sahib-i Risalet’i ve O’nun temsilcilerini mat ettiklerini sanacak ve bu kabîl vehm ü hayallerle bir yere varacaklarını sanacaklar.

Gerçi kütüb-ü sâbıkanın bazı nüshalarında “ibnullah” tabiri geçmektedir. Evvelâ bu tabir, bir tercüme hatası olabileceği gibi, Allah’ın kendilerine şefkatli baba gibi olduğunu ifade sadedinde kullanılmış bir mecaz da olabilir ki; semavî dinlerde “raûf” ve “rahîm” mânâlarını ifade için Allah (celle celâluhu) hakkında baba mânâsına “eb” kelimesinin kullanıldığı az değildir.

99