İçeriğe geç

Burada, “Allah, bir topluluk getirecektir.” şeklinde, uzak gelecek için kullanılan سَوْفَ ile, uzak istikbalde geleceği müjdelenen bu milletin ilk vasfı, Allah’ın onları sevmiş olmasıdır. Burada büyük bir incelik vardır. Allah’la kul arasındaki sevgi, kuldan Allah’a ve mukabilinde Allah’tan kula olabileceği gibi –ki, bu müridin vasfıdır– önce Allah’tan kula ve sonra kuldan Allah’a şeklinde de olabilir. Bu ikincilere bir mânâda murad da denilir. Evet, Allah, din-i İslâm’ı i’zaz için, din-i İslâm’la da onları i’zaz için bazılarını bizzat seçer ki, peygamberler bu bizzat seçilmişlerden olduğu gibi –Abdullah b. Mesud’dan gelen bir hadiste de ifade buyrulduğu üzere– İslâm’a hizmet için peygamberlerin ashabı da bu bizzat seçilmişlerdendir.1 Bunu şöyle açabiliriz: Allah, “Ben, bu işi –meselâ– Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun ashabına gördüreceğim.” der. Mezkur âyetin sonunda beyan buyurulduğu gibi bu, “Allah’ın dilediğine verdiği bir fazl ve rahmetidir.” Bir başka âyette de ifade olunduğu üzere, O’nun bu şekildeki taksimine kimsenin itiraza hakkı yoktur.

İşte Allah, nasıl Efendimiz ve ashabını, önemli bir zaman diliminde seçmiş; öyle de, dine hizmet boyunduruğunun tamamen yere konduğu ve İslâm kalesinin her yanıyla çepeçevre sarıldığı bir dönemde, bir başka topluluğu, dinini i’zaz için seçecektir. Gerçi bu seçme işi, bir mânâda belki ta ruhlar âleminde yapılmıştır. Öyle de olsa, Allah sevip seçtiği bazı insanlarla dinini bir defa daha i’lâ edecektir. Öyleyse, bu seçilmiş topluluğun vasıfları önemli olmalıdır. Bu açıdan, seçilmiş bu topluluğun hangi tür hususiyetleri haiz olduğu önem arz etmektedir. İşte âyetin devamı da bu önemli hususu gözler önüne sermektedir.

102