Doğrusu bu âyet-i kerime; pek çok önemli hususu ihtiva etmektedir ki, bunların başında, mü’minler içinde irtidatlar olabileceği ve gelecekte İslâm’ı temsil konumunda olan kimselerin, zamanla bu emanetin gerektirdiği hassasiyeti yerine getirmede acze düşebilecekleri ihtarı gelmektedir. Nitekim, bir zaman Emevilerin yüklendiği bu misyon, böyle bir acz ve zaaf sebebiyle Abbasilere geçmiş.. bilâhare Selçuklulara ve ondan da Osmanlı’ya intikal etmiştir. Âyet-i kerimede, Allah’ın getireceği topluluk, قَوْمٍ denilerek nekre ile ifade edilmektedir ki; bununla, âyetin indiği dönemde o kavmin sahabe tarafından bilinmediği vurgulanmak istenmiştir. Dolayısıyla âyet-i kerime bir yönüyle Selçuklularla başlayan Türklerin İslâmiyet’i temsiline parmak bastığı gibi, bir başka dönem itibarıyla da, sahabenin iz düşümü olacak bir topluluğa işarette bulunmaktadır, denebilir.