Hz. İbrahim (aleyhisselâm), hayatının hiçbir bölümünde yıldızlara tapma gibi bir şirk içine girmemiştir. Onun yıldıza, aya ve güneşe bakıp, teker teker bunlara رَبِّي demesinin, şirkle veya bunlara tapınmakla uzaktan-yakından alâkası yoktur. Şimdi hâdiseyi yine Kur’ân’ın bu mevzu ile alâkalı âyetlerinden takip edelim:
“Gece basınca o bir yıldız gördü, ‘İşte benim rabbim(!)’ dedi. Yıldız batınca ‘Ben batıp gidenleri sevmem.’ dedi.
Ay’ı doğarken görünce, ‘İşte bu benim rabbim(!)’ dedi. Batınca, ‘Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi, and olsun ki, sapıklardan olurdum.’ dedi.
Güneşi doğarken görünce, ‘İşte bu benim rabbim(!), bu daha büyük.’ dedi. Batınca, ‘Ey milletim! Doğrusu ben, ortak koştuklarınızdan uzağım.’ diye gürledi.”579
Hz. İbrahim (aleyhisselâm) doğarken hanîf olarak doğmuştu. Âyette geçen yıldız, ay ve güneşe onun hakikî mânâda “Rabbim” demesi asla düşünülemez. Zaten böyle bir iddiada bulunmak için, bu âyetlerin evvelinde yer alan şu âyeti yok saymak icap eder. Âyet şöyle demektedir:
“İbrahim, babası Âzer’e: ‘Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben, seni ve milletini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.’ demişti.”580
Devamındaki âyette de şöyle denilir:
“Yakînen bilenlerden olsun diye İbrahim’e yerin ve göğün melekûtunu bu şekilde gösterdik.”581