İşte o itap görünümlü ikaz âyetleri bu münasebetle nazil olmuştu…”652 Allah (celle celâluhu), O’na içtihat etme kabiliyet ve selâhiyeti vermişti. O da içtihat etmiş ve güzeli yakalamıştı. Ama Allah (celle celâluhu), O en güzel kuluna güzeli yakıştıramıyor ve âdeta, “Sana yakışan en güzeli bulmaktı.” diyordu. Ve en güzele değil de güzele temayül ettiğinden dolayı, O’nu ikaz ediyordu. Ortada günah veya hata yoktu. Allah Resûlü, hep güzeller arasında dolaşıyordu.
Evet, meseleyi önce böyle anlamalıdır.. sonra da âyetteki ifade tarzına dikkat etmelidir ki, bu ifadelerde Allah Resûlü’ne karşı nasıl mütebessim, tatlı ve yumuşak davranıldığı anlaşılabilsin…
İşte latîf ikaz mesajı: لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فِيمَۤا أَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ“Eğer bir kaderî kitapta bu işin böyle cereyan edeceği ve sizin aldığınız ganimetleri kullanacağınız yazılmasa idi, size azap dokunurdu..”653
Arapça’da “لَوْلَا”, اِمْتِنَاعُ الشَّيْءِ لِوُجُودِ غَيْرِهِ yani, “Bir şeyin olmasıyla diğer şeyin olmaması.” mânâsına kullanılır. O zaman âyetin mânâsına iyi dikkat etmek gerekir. “Eğer sebkat etmiş bir kitap olmasaydı.” demek, ezelde bu hüküm verilmiş, o hükme göre siz ganimet alacak ve ondan istifade de edeceksiniz. Demek ezelde verilen böyle bir hüküm, “lâ yezâl”de, haricî vücut nokta-i nazarından ortaya çıkıyordu.