İçeriğe geç

Zaten bu davranış O’nda aranan, O’nda görülen, O’nun genel ahlâkının bir tezahürüydü: Meselâ O, hayatının hiçbir devresinde perdeyi yırtacak harekette bulunmamıştı. Ferdî hataları, ferdin kendisini direkt muhatap alarak söylememişti, şahsı tasrih etmeden, toplum içinde, herkese ibham, ona tembih ve i’lam esasına göre ifade etmişti. Evet, pek çok müşahhas misaliyle O hep böyle davranmıştı. Böylece hata giderilmiş, sahibi de rencide edilmemiş olurdu. İşte bu Efendimiz’in ahlâkıydı. Herkes kendi karakterinin gereğini yaptığı gibi O da, kendi ulvî seciyesinin gereğini yapıyordu. Bir nebi, asla perdeyi yırtıp, muhatabının helâkına zemin hazırlamazdı.. hele O, bildiği hâlde hiçbir kusuru, sahibinin yüzüne vurmaz ve onu mahcup etmeyi düşünmezdi.

Meselâ: Allah Resûlü, ihtimal, teker teker bütün münafıkları ve onlara reislik yapan insanı biliyordu; ama hiçbir zaman bu durumu fâş etmemişti. Fâş etmek bir yana, onlara da diğer mü’minlere davrandığı gibi davrandı. Hatta bir gün münafıklardan biri gelip nedametini bildirdi. İçindeki nifak, tamamen silinmiş ve hâlis bir mü’min olmuştu. Bu şahıs kendi nedametinden sonra Allah Resûlü’ne: “Yâ Resûlallah! Benim durumumda olan niceleri var. Sana onları söyleyeyim mi?” dediğinde İki Cihan Serveri, yine aynı prensiple hareket etmiş: “Hayır. Bize senin geldiğin gibi gelen için, sana ettiğimiz gibi istiğfar ederiz; günahında ısrar edeni de Allah’a havale eder, kimseyle aramızdaki perdeyi yırtmayız.” demişti.662

527