İçeriğe geç

Evet O, perdeyi yırtmıyor ve onları huzuruna alıp mahcup etmiyordu. Abdullah b. Übey b. Selûl, O’nun amansız düşmanıydı. Ne var ki hep müslüman görünüyordu. Allah Resûlü de, onu hep göründüğü gibi görmek istiyordu. Sonuna kadar da hiç ümidini kesmedi. Ancak Allah (celle celâluhu), onun hidayetten nasibini kesmişti ve o münafık olarak ölecekti. Ölüm döşeğinde, üzerinden bu nifak töhmetini atabilmek için Allah Resûlü’ne oğlunu gönderdi ve O’nun gömleğini istedi. Gayesi, “Eğer münafık olsaydı, Resûlullah ona gömleğini vermezdi.” dedirtmekti. Ve Allah Resûlü de bunu herkesten iyi biliyordu. Buna rağmen yine perdeyi yırtmadı ve gömleğini çıkarıp verdi. Cenaze namazına da iştirak etti.663 Çünkü oğlu da kızı da iyi birer müslümandı. Allah Resûlü onların hatırına, o münafığın bütün yaptıklarına katlanmıştı.

Yine bu mevzuda, bir fikir vermesi açısından şu küçük misali de arz edeceğim: Sahabeden biri, kölesini satacaktı. Ancak velâ hakkının kendisinde kalmasını istiyordu. Hâlbuki İslâm’a göre velâ hakkı, o köleyi kim hürriyete kavuşturursa, onun olurdu. Din böyle derken bunun aksini söyleme bir cürümdü. Belki o sahabe, henüz bu mevzudaki dinin hükmünü bilmediği için böyle bir teklifte bulunmuştu. Hâdise, Efendimiz’e intikal ettirildi. Allah Resûlü yine o şahsı hedef almadı. Minbere çıktı ve umum halka hitaben dinin bu mevzudaki hükmünü açıkladı. Sonunda da: اَلْوَلَاءُ لِمَنْ أَعْتَقَ“Velâ, azat edenindir.” buyurdu.664

Daha bunlar gibi yüzlerce misal göstererek diyebiliriz ki, Allah Resûlü, yüce ahlâkının gereği hiçbir mücrimin cürmünü yüzüne vurmamış ve hiçbir kimseyi günahlarıyla mahcup duruma düşürmemiştir.

528