İçeriğe geç

Meseleyi, bu anlayış ekseni etrafında çözecek olursak; gelen sahabe eğer âmâ değil de gören bir insan olsaydı, Allah Resûlü’nün davranışı, hiçbir zaman ilâhî ikaza mevzu olmazdı. Gelen âmâ olduğu için, Efendimiz’in de, onu müsamaha ile karşılaması gerekirdi. Onun için de, yüzünü ekşitip ondan yüz çevirmesi ikaza bâdi oldu.

Bu sathî bakışla varılan hüküm budur. Biraz derinlemesine incelenirse, hakikatin diğer yüzünü görmek de mümkün olacak ve verilen evvelki hükümde ne kadar acele edildiği anlaşılacaktır.

Evvelâ, her huzurun kendine göre bir âdâbı vardır. Bu itibarla Allah Resûlü’nün huzuruna herhangi bir insanın huzuruna varıldığı gibi varılmaz ve O’nun huzurunda da herhangi bir insanın yanında durulduğu gibi durulamaz. Nitekim, Kur’ân-ı Kerim’in birçok âyetinde Müslümanlara bu huzurun âdâbı talim edilmişti. Efendimiz’in yanına ne zaman girilecek, yanında ne kadar oturulacak667 ve ses tonu nasıl ayarlanacak,668 bütün bunlar mü’minlere bizzat Cenâb-ı Hak tarafından talim ediliyordu.

Huzur akdi yapıldıktan sonra, aynı şeyler Cenâb-ı Hak için de söz konusudur. Namaz kılanın önünden geçmemek buna güzel bir misaldir. Bir mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza durunca, bir başkası onun huzurunu ihlâl ederek önünden geçmeye kalksa, Hanefî mezhebine göre o insan ikaz edilir, diğer mezheplerin bazılarına göre ise, o adamın geçmemesi için mücadele edilir. Hatta adam geçmekte ısrar ediyorsa göğsüne bir yumruk dahi vurulur.669

530