İçeriğe geç

Affetme, O’nda bir karakter ve bir tabiat hâlini almıştı. Öyleki Allah Resûlü’nü, bu asil duygudan ayrı düşünmek mümkün değildi. Mümkün değildi, çünkü bizzat Kur’ân, O’na: وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ “Sen en yüce ahlâk üzeresin.”640diyordu. Herkesin ahlâktan belli bir nasibi vardır. O ise küllî ahlâkın vârisidir. Zira Efendimiz, Allah ahlâkıyla ahlâklanmış olmanın doruğundadır. O ahlâk, Kur’ân’ın satır, sayfa ve sûrelerinden fışkırmaktadır. Böyle bir ahlâkı tam temsil eden müşahhas örnek ise Hz. Muhammed Aleyhisselâm’dır.641 O’ndaki af ruhuna şu hâdise adesesiyle bakın ki, Mekke’yi fethettiği gün, o güne kadar kendisine kan kusturanlara O, âdeta kızılcık şerbeti ikram etmiş: لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ“Bugün kınama yoktur!”642 demiş.. ve ardından da umumî af ilan etmiştir.643

O’nun kendi ruh hâli ve kendi kanaati, daima af tarafındadır. Bununla beraber meseleyi istişare eder. Önce Hz. Ebû Bekir’e (radıyallâhu anh) kanaatini sorar. Ondan şu cevabı alır: “Yâ Resûlallah, bunlar senin kavmin, kabilen ve senin milletindir. Gerçi sana ve Müslümanlara etmedik kötülük bırakmadılar. Fakat sen, af yolunu tutar ve bunları affeder, boyunlarını vurmaz ve bunları serbest bırakırsan, gönüllerini kazanır ve bunların hidayete ermesine vesile olursun. Benim kanaatim, bunların affedilmesi yönündedir.”

516