İçeriğe geç

Senelerce önce, Ebû Eyyub el-Ensârî Hazretlerini ziyaretlerimden birinde ve tam ziyaret esnasında -içime ihtimal onun oradaki huzuruyla alâkalı bazı şeyler geçmiş olacak ki, tam benim içimden bu duygular geçerken- birden burnuma Cennet kokusu gibi bir koku geldi. Uzun süre de kokunun tesiri geçmedi. Sanki bu büyük sahabi bana: “Evet, buradayım!” der gibiydi. Akşemseddin Hazretleri onu tam yerinde keşfetmişti.

Şimdi, ne Akşemseddin Hazretlerinin keşfini ne de benim duyduğum o enfes güzel kokuyu madde ile izah etmek mümkün değildir. Fakat bütün bunlar birer vak’a ve birer realitedir.

10. GAYBI BİLMENİN MÂNÂSI

Görüldüğü gibi insanın malumatı, maddî-mânevî çok farklı bir buud arz etmektedir. Evet, Allah’ın bildirmesi ile insanlar, “gayb” dediğimiz ve insan ilmine perdeli olan malumatları da bilebilmektedir.

İnsan ilminin muttali olamayacağı kadar uzak mazi ve istikbale ait hâdiseler “gayb” kabul edilmektedir. Gaybı da Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Ancak bu ifadeyi çok iyi anlamak gerek. “Gaybı sadece Allah bilir.” demek Cenâb-ı Hak, gaybı kimseye bildirmez demek değildir. Nitekim âyette bu husus açık ifade edilerek, istisna yapılmıştır. “Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. O elçinin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.”36 denilmiştir. Peygamber böylece Allah adına konuştuğunu ispat etmiş olacak ve bu da O’nun hesabına mucize sayılacaktır.

64