“Bahçeye ilk giren ben oldum. Evvelâ genç kızın hâli nazar-ı dikkatimi çekti. (Bu kız M… Efendi’nin ölen eski karısından olan kızıdır.) Kız, yarı trans hâlinde idi. Bahçede bulunan yemek masasının önündeki iskemleye çökmüş, başını masanın üzerine koymuş, gözleri dalgın ve etrafta olup bitenlerle sanki hiç ilgili değilmiş gibi bir hâlde bulunuyordu. Daha doğrusu kendisini kaybetmişti. Hâdiseler şöyle cereyan ediyordu:
M… Efendi -taşlanma hâdisesi üzerine- evi terk ettikten sonra, evin dört odasından üç tanesinin dışardan kepenklerini sımsıkı kapayarak kilitlemiş, yalnız terkettiği odayı bakkaliye levazımatı için depo olarak kullanmak maksadıyla açık bırakmıştı. İşte, o sırada kapısı aralı bulunan bu odanın içinde zeytinyağı fıçıları, yağ tenekeleri, içinde öteberi bulunan bir sürü camdan veya topraktan mamul kavanozlar vesaire bulunuyordu. Şimdi, içeride bu tenekeler birbirine çarpıyor, kavanozlar devriliyordu.
Yukarıda arka sokağa bakan, kapıları ve pencereleri kapalı odanın camlarının kırılmakta olduğu da yere düşen cam seslerinden anlaşılıyordu.
Hemen, evvelâ yukarıdaki odaya çıkıp kapıyı açtık. Dışarıdan kepenkleri kapalı olan pencerenin içeriden camları kırılmıştı. Tedbirli hareketlerle ve adımlarla aşağıdaki depoya indik. İçerisi karmakarışık bir hâlde idi. Fakat dışarıdan duyulan gürültülerle orantılı tahribat yoktu. Bir iki şişe kırılmış ve bazı mâyiler dökülmüştü. Bununla beraber fıçıların ve diğer eşyanın yerleri değişmişti. Odaya benimle M… Efendi’den başka kimse girmeye cesaret edemedi. Bahçede de kimse kalmadı. Kız hâlâ aynı hâlde bulunuyordu. Kızı hemen dışarı çıkarmasını M… Efendi’ye söyledim. M… Efendi, kızı kollarından tutarak kaldırdı. Dışarıda bir ahbabına, evine götürmesi için teslim etti. Kızın bahçeden çıkması ile hâdiselerin durması bir oldu.”